Pazar, Ocak 06, 2008

Yakarım Seni

Masum çocuk gibi yüzüme bakma
Sil gözyaşlarını inanmam sana
Gözüme görünme sakın bir daha
Yakarım acımam, yıkarım seni

Birzamanlar ben de böyle ağladım
Yüreğimi ateşle, korla dağladım
Döneceğin güne ümit bağladım
Dönmedin, dönersen yakarım seni

Sevmeyi para, pul, şöhret zannettin
Ağır geldi bana arsız ihanetin
İstemiyorum artık, git canıma yettin
Yakarım acımam, yıkarım seni

Beyzade Satı TUNÇ

Gülen Yüzüm

Işıklar altında gülen yüzümü
Görenler diyor ki ne kadar mutlu
Bilmezler kan boğar iki gözümü
Kalbim kırık dökük gönlüm bulutlu

Bir damla mutluluk aradım durdum
Bağrıma bastığım o sevgilimden
Kendime toz pembe bir dünya kurdum
Perişan etti aldı elimden

Elinden tutacak bir el bırakmadı
Sevgilim diyecek dil bırakmadı
Viran edip gitti gönül bağımı
Öpüp koklayacak gül bırakmadı

İçim kan ağlıyor yüzüm gülse de
Allah bilir bunu kul bilmese de
Yıkması çok kolay, yapması çok zor
Yüreğim düzelmez dönüp gelse de

Beyzade Satı TUNÇ

Düğün Davetiyesi

Elimde bir gül destesi
Dilimde şarkı bestesi
Seviyorum gülüm seni
Sözüm düğün davetiyesi

Sımsıcak yuvam olsun
İçi neşe, huzur dolsun
Canımdan çok seviyorum
Allahıma yemin olsun

Küçük yaşta hayal ettim
Hayalimden kaldım yetim
Seni bana versin diye
Allahıma dua ettim

Beyzade Satı TUNÇ

Cumartesi, Ocak 06, 2007

Sensin Gülüm

Hasretle doluyum hazanda mevsimler
Hicranlar bitmiyor küllendi alevler
Vuslatın nerede yüreğim ahh inler
Andığım,yandığım,kandığım sensin gülüm...

Sen orada gurbetin yolundayım ben
Sen orada gariplik yurdundayım ben

Sen orada özlemin sonundayım ben
Sen içimde bir sevdasın gülüm...


Sonsuza uzanan hayalin peşindeyim
Gecenin seyrinde,seherin zevkindeyim

Mehtaba uyanan göklerin fevkindeyim
Andığım,yandığım,kandığım sensin gülüm...


Sen orada gurbetin yolundayım ben
Sen orada gariplik yurdundayım ben

Sen orada özlemin sonundayım ben
Sen içimde bir sevdasın gülüm...

Perşembe, Eylül 14, 2006

Farkında mısın?

Kara gözlerinde mahmurca gülüş,
Gayrı uyanılmaz uykunda mısın?
Kanın cemre gibi toprağa düşmüş,
Şehadet yolunun ufkunda mısın?

Çizgilerle dolu ellerin, yüzün,
Otuzunda mısın? Kırkında mısın?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün,
Acın dayanılmaz farkında mısın?

Dudakların sanki bir şey söylüyor,
Yine aynı sevda şarkında mısın?
Melekler bile sana özeniyor,
Cennette döşenmiş tahtında mısın?

Çizgilerle dolu ellerin, yüzün,
Otuzunda mısın? Kırkında mısın?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün,
Acın dayanılmaz farkında mısın?

Pazartesi, Eylül 04, 2006

Zaman

Kaybolur hayatın tarifsiz ahengi,
Zaman bir tablodur,düşer duvarlardan
Düşüncemi aşan gizli bir mimari
Yükselir sonsuzluk manzaralarına

Yaslasam başımı hatıralarıma
Bir şahdamar gibi vuruyor hayaller
Vuslat bilemem ki hangi rüyalarda
Ayrılıktan şimdi üşür durur eller

Bir yağmur sonrası gurbetinde akşam
Ruhumun dinmeyen veda metneleri
ağarmış saçımda eskiyen şu zaman
Sonsuza dökülen gizemli bir nehir

Bir terennüm olur ah dudaklarımda
Gönlümde vuslatı sürükleyen hicran
Rüzgardır içimi körükleyen sevdan
Bir yağmur sonrası gurbetinde akşam

Pazartesi, Temmuz 24, 2006

Ötelere Göç

Ölümün alnından öperiz biz. "Sen ne mübarek arkadaş ve refakatçisin." deriz
ölüme: Varsın başkaları sana diken nazarıyla baksın, sen gülün ta kendisisin.
Bırak bazıları sana "kara yüz" yakıştırmasında bulunsun, sen bizim için,
bizi aydınlık ülkelere uçuran ışıktan iki kanatsın.
Bakma sana "soğuk yüz" dediklerine; sen bizim için müjde çiçekleriyle
kar gibi beyaz ve berraksın. Onlar sana "çukur" ya da "dehliz" derler;
fakat biz seni "ebedi saadet saraylarına açılan koridor" olarak tanırız.
"Ayıran" da derler sana; hâlbuki sen, haddizatında ebedi âleme intikal etmiş
binlerce ahbaba, dost ve yârana kavuşturansın. Başta, simalarına meleklerin
hayran olduğu nebilere, sonra sahabeye, salihlere, şehitlere, hısım ve akrabaya
bizi ulaştıransın. Cemalullah'a yaklaştıransın!..

Evet, ayıransın da; fakat elemli, sıkıntılı ve ayrılık hasreti yüklü şu dünya
talimgahından, hayatların en hasına intikal ettiren bir terhis tezkeresisin.
Sen bizi gönderene Zât'a (cc) dönme anında, bedenimizi nura gark edecek
bir ebed şerbetisin. Ve sen bir son değil, sonla sonsuzluğu uç uca getiren
bir ufuk ve Cemal'e açılan gözlere çekilen bir sürmesin