Perşembe, Eylül 14, 2006

Farkında mısın?

Kara gözlerinde mahmurca gülüş,
Gayrı uyanılmaz uykunda mısın?
Kanın cemre gibi toprağa düşmüş,
Şehadet yolunun ufkunda mısın?

Çizgilerle dolu ellerin, yüzün,
Otuzunda mısın? Kırkında mısın?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün,
Acın dayanılmaz farkında mısın?

Dudakların sanki bir şey söylüyor,
Yine aynı sevda şarkında mısın?
Melekler bile sana özeniyor,
Cennette döşenmiş tahtında mısın?

Çizgilerle dolu ellerin, yüzün,
Otuzunda mısın? Kırkında mısın?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün,
Acın dayanılmaz farkında mısın?

Pazartesi, Eylül 04, 2006

Zaman

Kaybolur hayatın tarifsiz ahengi,
Zaman bir tablodur,düşer duvarlardan
Düşüncemi aşan gizli bir mimari
Yükselir sonsuzluk manzaralarına

Yaslasam başımı hatıralarıma
Bir şahdamar gibi vuruyor hayaller
Vuslat bilemem ki hangi rüyalarda
Ayrılıktan şimdi üşür durur eller

Bir yağmur sonrası gurbetinde akşam
Ruhumun dinmeyen veda metneleri
ağarmış saçımda eskiyen şu zaman
Sonsuza dökülen gizemli bir nehir

Bir terennüm olur ah dudaklarımda
Gönlümde vuslatı sürükleyen hicran
Rüzgardır içimi körükleyen sevdan
Bir yağmur sonrası gurbetinde akşam

Pazartesi, Temmuz 24, 2006

Ötelere Göç

Ölümün alnından öperiz biz. "Sen ne mübarek arkadaş ve refakatçisin." deriz
ölüme: Varsın başkaları sana diken nazarıyla baksın, sen gülün ta kendisisin.
Bırak bazıları sana "kara yüz" yakıştırmasında bulunsun, sen bizim için,
bizi aydınlık ülkelere uçuran ışıktan iki kanatsın.
Bakma sana "soğuk yüz" dediklerine; sen bizim için müjde çiçekleriyle
kar gibi beyaz ve berraksın. Onlar sana "çukur" ya da "dehliz" derler;
fakat biz seni "ebedi saadet saraylarına açılan koridor" olarak tanırız.
"Ayıran" da derler sana; hâlbuki sen, haddizatında ebedi âleme intikal etmiş
binlerce ahbaba, dost ve yârana kavuşturansın. Başta, simalarına meleklerin
hayran olduğu nebilere, sonra sahabeye, salihlere, şehitlere, hısım ve akrabaya
bizi ulaştıransın. Cemalullah'a yaklaştıransın!..

Evet, ayıransın da; fakat elemli, sıkıntılı ve ayrılık hasreti yüklü şu dünya
talimgahından, hayatların en hasına intikal ettiren bir terhis tezkeresisin.
Sen bizi gönderene Zât'a (cc) dönme anında, bedenimizi nura gark edecek
bir ebed şerbetisin. Ve sen bir son değil, sonla sonsuzluğu uç uca getiren
bir ufuk ve Cemal'e açılan gözlere çekilen bir sürmesin